Özel Güvenlik

Özel güvenlik bölgesi ilanları ve yayla yasakları hayvancılığı çıkmaza sürüklüyor

21 Eylül 2026 10:30

Bölge illerinde özel güvenlik bölgesi ilanları ile askeri gerekçelere dayandırılan mera ve yayla kısıtlamaları, hayvanlarını otlaklara çıkaramayan köylülerin üretimden çekilmesine ve göçün hızlanmasına yol açıyor.

Bölge illerinde otlakların özel güvenlik bölgesi ilan edilmesi ve askeri gerekçelerle uygulanan mera ve yayla yasakları, kırsal ekonominin temel geçim kaynaklarından hayvancılık üzerindeki baskıyı artırıyor. Hayvanlarını dağ ve yaylalara çıkaramayan köylüler, yükselen üretim yükü karşısında sürülerini küçültmek, erken elden çıkarmak ya da hayvancılığı tamamen bırakmak zorunda kalıyor.

Yaylalara erişebilen üreticiler ise belirlenen dar geçiş koridorları, kimlik kontrolleri ve dönemsel giriş engelleriyle karşılaşıyor. Özellikle hayvanların otlağa en fazla ihtiyaç duyduğu dönemde getirilen ve önceden bildirilmeyen kısıtlamalar, birkaç haftalık bir kesintinin bile üreticiler açısından bütün bir sezonu kaybetme riski doğurmasına neden oluyor.

Yasaklar üretim döngüsünü kesintiye uğratıyor

Hayvancılığın sürdürülebilmesi, hayvanların uygun mevsimlerde mera ve yaylalara çıkarılmasına bağlı bulunuyor. Bu alanlara erişimin engellenmesi yalnızca köylülerin ulaşımını zorlaştırmıyor; yem ihtiyacını artırarak üretimin ekonomik temelini de zayıflatıyor. Otlatma imkânını kaybeden çiftçiler için sürüyü elde tutmak giderek güçleşiyor.

Yoğun sezonda uygulanan bir mera yasağı, üreticinin hayvanlarını yeterince besleyememesi ve o yılki planlamasının bozulması anlamına gelebiliyor. Bunun sonucunda köylüler, hayvanlarını beklediklerinden daha erken ve zararına satmak ile üretim faaliyetini sonlandırmak arasında kalıyor. Uzun süre devam eden erişim sorunları ise geçici bir üretim kaybının ötesine geçerek hayvancılığın köylerde kalıcı biçimde gerilemesine yol açıyor.

Bölgedeki çiftçi odaları ve meslek örgütleri, son yirmi yılda küçükbaş hayvan varlığında ciddi bir düşüş yaşandığını ve birçok köyde hayvancılığın neredeyse sona erdiğini belirtiyor. Geçmişte üretimle öne çıkan bazı yerleşimlerde bugün ağırlıklı olarak yaşlı nüfusun kaldığı, gençlerin ise köyde yaşamayı sürdürülebilir bir seçenek olarak görmediği aktarılıyor.

1990’lardan bugüne kırsaldaki dönüşüm

Bugünkü mera ve yayla kısıtlamalarının arka planı, 1990’lı yıllardaki köy boşaltmaları ve olağanüstü hal uygulamalarıyla ilişkilendiriliyor. O dönemde binlerce köy ve mezranın boşaltılmasıyla halkın yaşadığı topraklardan koparıldığı; günümüzde ise yerleşimlerin doğrudan boşaltılması yerine geçim alanlarının kullanılamaz hale geldiği ifade ediliyor.

Köylülerin toprağa ve otlaklara erişememesi, kırsal alanın ekonomik ve demografik yapısını birlikte etkiliyor. Üretim imkânlarının daralmasıyla nüfus azalırken tarım ve hayvancılığa dayalı yerel yaşam da zayıflıyor. Böylece köylerin varlığını sürdürmesi için gerekli ekonomik koşullar aşamalı olarak ortadan kalkıyor.

Kaynakta, korucuların bazı meralara ayrıcalıklı biçimde erişebildiği, devletle ilişkisi bulunmayan köylülerin ise bu alanların dışında bırakıldığı ileri sürülüyor. Bu uygulamanın üreticiler arasındaki eşitsizliği büyüttüğü ve ortak geçim kaynağı niteliğindeki meraların ayrıcalıklı erişim alanlarına dönüştüğü savunuluyor.

Geçim kaybı göçü hızlandırıyor

Hayvancılıktan geçimini sağlayamayan aileler için göç, giderek başlıca seçenek haline geliyor. Bu süreç, 1990’lı yıllardaki toplu ve zorunlu boşaltmalardan farklı olarak görünürde kişisel bir karar niteliği taşıyor. Ancak üretim araçlarına ve doğal kaynaklara erişimini kaybeden ailelerin ekonomik koşullar nedeniyle yer değiştirmek zorunda kaldığı belirtiliyor.

Köylerden ayrılan aileler Amed, Wan, Riha ve Mêrdîn gibi bölge kentlerinin çevresine ya da bölge dışındaki büyük şehirlere yöneliyor. Göç edenlerin önemli bir bölümü düşük ücretli, mevsimlik ve güvencesiz işlerle geçinmeye çalışıyor. Kırsaldaki üretici nüfusun kent çeperlerine taşınması, kentlerdeki işsizlik ve yoksulluk sorunlarını da derinleştiriyor.

Göç yalnızca ailelerin gelir düzeyinde kayba yol açmıyor. Köylerdeki üretim bilgisinin, hayvancılık deneyiminin ve kuşaklar boyunca oluşan toplumsal hafızanın aktarımı da kesintiye uğruyor. Genç nüfusun kırsaldan uzaklaşması, ilerleyen dönemlerde üretimin yeniden kurulmasını daha güç hale getiriyor.

Doğal kaynaklara erişim tartışması

Mera ve yaylalara yönelik sınırlamalar, bölgedeki diğer doğal kaynaklara erişim sorunlarıyla birlikte değerlendiriliyor. HES ve baraj projeleri nedeniyle su kaynaklarında yaşanan değişim ile ormanlık alanların askeri gerekçelerle sınırlandırılması, kırsal yaşamı etkileyen başlıklar arasında gösteriliyor. Güvenlik politikalarının yalnızca çatışma alanını değil, toprak, ekonomi ve nüfus ilişkilerini de biçimlendirdiği savunuluyor.

Yerel halk ve hak savunucuları, mera, su kaynağı ve ormanlık alanlara ulaşmayı temel bir hak ve yönetim sorunu olarak ele alıyor. Hazırlanan raporlar ve saha gözlemlerinde, bu alanlara erişimin askeri izin süreçlerine bağlanmasının hem ekolojik yapı hem de bölgedeki toplumsal yaşam üzerinde aksamalara neden olduğu ileri sürülüyor.

Mevcut tablonun alternatif politikalarla tersine çevrilebileceğini savunan kesimler, kırsalın yeniden yapılandırılmasının yalnızca tarım ve hayvancılık politikasıyla sınırlı tutulmaması gerektiğini belirtiyor. Meraya, suya ve toprağa engelsiz erişim; yerel halkın kendi yaşam alanında üretimini ve varlığını sürdürebilmesinin temel koşulları arasında değerlendiriliyor.

Tartışmaların merkezinde, yerel toplulukların üretim alanları ve doğal kaynaklarla ilgili karar süreçlerine katılması bulunuyor. Kırsal yaşamın yeniden güçlenebilmesi için güvenlik merkezli idari yaklaşımın geriletilmesi ve karar mekanizmalarının yerelleştirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Bu yaklaşımın, hayvancılığın korunmasının yanı sıra göçün ve kırsal yoksulluğun azaltılması bakımından da önem taşıdığı savunuluyor.